Add to Flipboard Magazine.

22 Şubat 2012

İKNA ODASI KURMAK, KADIN SATMAKTAN DAHA KÖTÜ DEĞİL Mİ?

Ceza veren, "ceza gibi izledim" diyor... Ama izlememiş...
İkna odalarının kadını eski öğretim üyesi ve İstanbul Üniversitesi eski Rektör Yardımcısı, CHP Milletvekili Nur SERTER, ATV kanalındaki bir dizide yer alan kadın satıcısı NUR SERTER'in adının kendisine hakaret olduğunu iddia ediyor. Bu onun bileceği iş ama soruyoruz: İkna odasında kadınlara örtülerinizi açın demek ile kadın satmak arasında ne fark var? Yarası olan mı gocunuyor? Çünkü dizide kadınları kapalı mekanlara koyarak satan kadın satıcısı NUR adlı karektere SERTER soyadı verilmemiş, sadece basın duyurusundan haberleştirilirken bu soyad "sehven" yazılmış. Sehven'leri ile ünlü İstanbul Üniversitesi'nin eski rektör yardımcısı Nur Hanım da üzerine alınmış... "Tıklayın" "Bir daha tıklayın"
İşte ikna odalarının kadını NUR SERTER: “Tesadüfen olmuş bir olay değil. Herhangi bir isimle, uydurma soyadının biraraya gelmesinden ibaret bir olay değil. Benim adım soyadım çok yaygın değil. Hiçbir romanda da bir karakter olarak geçmez. Adım üniversite camiası ve milletvekili olarak kamuoyunda 10 yıldan fazladır konuşuluyor. Burada kasıt var. Diziyi izledim maalesef, ceza gibiydi. İzledikten sonra tepki iki katı arttı. Soyadın biplemesi birşeyi çözmüyor. Fuhuş yaptırılan ve işkence altındaki kızların kapalı mekanda hapis hayatı geçirmeleriyle benim aramda bir bağlantı kurulmuş olabilir diye izlenim edindim. Daha kötü bir karakter nasıl olabilirdi, iğrenç bir tipleme. Zor izledim. Böyle bir diziyi normalde izleyemem. İşkence gibiydi. Diziyi izlemeden önceki düşüncelerim pekişti. İsmin kullanılması çok kötü, izledikten sonra bilinçli yapıldığı kanaatine vardım.” Kaynak: http://www.gercekgundem.com/?p=439641

Nur Serter türü kişileri savunmak düşe düşe, genç komünistlere düştü (Genç TKP'ler SOL adlı sitelerinde bu işi yapıyorlar, her nedense!). Çok ironik. Her yaptığı hukuksuzluğa, sindirmeye ve yıldırmaya karşı biraz direnince, "sehven yaptık" diyen bir yönetim felsefesini İstanbul Üniversitesi'nde başlatanlardan biri, hem de yetkili rektör yardımcısı olarak başlatan bu bayanın kim olduğunu bilmiyorlar herhalde. Oysa, Yeni Şafak yazarı bile TKP yazarından daha erdemli ve etkili olarak irdeliyor meseleyi. Karşılaştırın diye linkliyoruz: TKP Savunusu için tıklayın : (1) Yeni Şafak Savunusu için tıklayın : (2)

15 Şubat 2012

"Tek amacım televizyonları yok etmek!"



"Tek amacım televizyonları yok etmek!"

Torrent dünyasının önde gelen isimlerinden biri olan Bram Cohen, yeni projesini anlattı; amacının televizyonları ortadan kaldırmak olduğunu açıkladı. 













Bittorent'in yaratıcısı Bram Cohen, ABD'nin San Francisco eyaletinde gerçekleştirilen MussicTech Summit etkinliğinde yeni projesiyle ilgili bilgi verdi.
Yeni bir video protokolü üzerinde çalıştıklarını kaydeden Cohen, merkezi bir birime bağlı olmaksızın kullanıcıların bilgisayarları başında video konferansı yapabileceğini belirtti. Yakın gelecekte video oyunu turnuvaları da dahil spor müsabakalarının da canlı yayında izlenebileceğini kaydeden Cohen şakayla karşılık şu sözleri dile getirdi: "Amacım televizyonları yok etmek!" Cohen, milyonlarca kullanıcının birbirlerine bağlanarak yayınları takip edebileceğine ve merkezi bir kanala ihtiyaç kalmayacağına vurgu yaptı.
Yayıncıları internet odaklı çalışmaya iten Cohen, insanların izlediği videoların pek çoğunun hala internette bulunmadığına, mevcut protokollerin büyük organizasyonlar için hazırlanmadığına dikkat çekti

04 Şubat 2012

OLMADI EMRE, OLMADI; SANA DÜŞMEZ "DEKAN" SAVUNMAK... GAZ-TECİ OLARAK ETİMOLOJİ ÖĞRENMEN LAZIM...

KİM BU DEKANLAR, REKTÖRLER...  "SENDROM" YİNE ESKİSİ GİBİ Mİ?
Dekan, "onbaşı" demek. Roma Ordusunun bir tabiri. "Rektör" ne demek onu söylemeyelim şimdilik; özellikle gastroenterolog  tıpçılar epistemolojik sindirim sistemi kökenini iyi bilirler bu makamın.
Bir dekana, bir öğrenci istediğini söyler; rektöre de söyler, profesöre de... Öğrencilerin hizmetinde olan bu zevat, sadece Türkiye'deki zer-zevat; kendilerini bir halt zanneder. (Hemen atlamayın sazan gibi, yoksa Emre'ye dönersiniz: Zer ne demek, bir inceleyin bakalım.). Bir halt olmadıklarından da ona buna soruşturma açmaktan başka halta yaramaz bu zerlisinden zer-zevat.

Haber mealen şu: Ekşi Sözlük'te Dekan'a "herif" diyen Mikail Boz'a verilen ceza Marmara Üniversitesi rektörlüğü tarafından, gelen tepkiler üzerine, Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Yönetim Kurulu (Disiplin Kurulu) tarafından verilen 6 ay uzaklaştırma'dan bir hafta uzaklaştırmaya düşürüldü. Emre Aköz de buna itiraz etti, dekanı ve 6 ay'ı savundu.


Ancak, dostumuz, okuldaşımız ve öğrencimiz köşeci yazıcısı Emre Aköz'ün, (ki Medyaya Düşman Yetiştiriyorum adlı  kitabın 3. baskısının arka kapağında güzel yorumları ile yer almıştır) konuyu saptırmakta ve cezayı savunmakta olduğunu üzülerek müşahede ettik. Dekana "herif" diyene verilen cezanın "normal" olduğunu ve "herif"in hakaret içerdiğini iddia eden Aköz, bu haberi yayımlayan Milliyet gazetesine de çatarak, "Bir Milliyet muhabiri patronuna 'herif' dese ceza almaz mı?" diyerek, bir fakültenin dekanı ile bir şirketin patronunu aynı yerde gördüğünü itiraf etmiş oldu. Yani, aslı onbaşı olan bir zer-zevat türünü şirk-et patronuna benzetmek aslında neoliberal görünümün tezahürü de olsa, ayıp. Olmadı Emre, üniversiteyi şirk-et'e benzetirsen, anlaşamayız. Mesele, Ekşi Sözlük'te yorum yazan öğrencinin kullandığı kelimeler değil, söyledikleri doğru mu değil mi? Sen gaz-teci olarak ona eğil... Ve bizi aydınlat. Dekanlar ve rektörler öğrenciler için, tersi değil. Bir de etimolojilere dikkat et: Dekan'ın, rektörün ne demek olduğunu öğrendin, ceberut, "Allah'a giden üçüncü yol ya da azamet" demek; "herif" de "becerikli"; Fakülte de "beceri"...  Hatta, Atatürk'e "bu adam" denir. Ertuğrul Özkök'e de, "hergele"... Hatırladın değil mi?

02 Şubat 2012

RTÜK BAŞKANINA NOT:


RTÜK Başkanı Prof. Dr. Davut Dursun:“İçerik kalitesini etkilediği için konuya ilgisiz kalamayız. RTÜK olarak reyting ölçümlerini yapmak gibi bir niyetimiz de yok. Dünyanın hiçbir yerinde yayıncılık düzenleyici otoritelerinin böyle bir görev üstlenmesi söz konusu değil.” (MediaCat Dergisi, Şubat 2012)

01 Şubat 2012

GÜNÜN YAZISI:

BU YAZIYI KİM YAZDI? YA-HU, BU YAZIYI YAZMAYA BİRAZ AR, HAYA, EDEP GEREK: http://www.cumhuriyet.com.tr/?hn=312270 

İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ'NDE VE ONUN İLLETİŞİM FAKÜLTESİ'NDE DE UYGULANACAK MI?


Maliye Bakanlığı tarafından yayımlanan Devlet Memurları Tebliği’ne göre, memurlar ve diğer kamu görevlilerinden, kurum ve kuruluşların yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu, danışma kurulu üyelikleri ve komisyon, heyet, komite ile benzeri organlarda görev alanlara, kurum içi ve kurum dışı ayrımı yapılmaksızın görevlerinden sadece biri için ücret ödenecek
Böylece çift ödeme yapılan devlet memurları birini tercih etmek zorunda kalacak. Milliyet'in haberine göre; kamu kurumlarında birden fazla görev alan kişiler, bu görevlerin hangisinden ücret alacağını belirleyerek asli görevli bulunduğu kurumun merkez teşkilatı personel birimi ile görev yaptığı birime on gün içerisinde bildirecek.